Marcelle Sauvageot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marcelle Sauvageot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2015 Pazartesi

Marcelle Sauvageot - kısa biyografi


Marcelle Sauvageot: (1900-1934) Fransız edebiyat öğretmeni ve yazar; okul yıllarında çevresinde Réne Crevel gibi sürrealist yazarlar, bestekâr Jean Mouton gibi Paris sanatından çok sayıda sima vardı; genç yaşta tüberküloza yakalandı, yirmi yaşından itibaren uzun aralıklar boyunca senatoryumda kalması gerekti; İsviçre’nin Davos kentinde yine bir senatoryumda hayatını kaybetti. Ardında, ilk baskısı “Commentaire-Yorum” başlığı altında yapılan, tek bir eser bıraktı. Sınırlı sayıda basılan eser özellikle Paul Valery’nin dikkatini çekmesiyle daha büyük bir okur kitlesiyle buluştu ve pek çok dile çevrildi.

E-kitap, Marcelle Sauvageot - Beni Bırakın

   
Bu kitabın karanlık bir dekoru, iç burkan bir hikayesi var.     
     Karanlık, çünkü;
bir senatoryumda geçiyor ve halüsinatif bir anlatımı var.
    İç burkuyor, çünkü;
uzun bir aşk mektubu okumayı beklerken,
umutsuz bir aşk mektubu ile karşılaşıyorsunuz.
     Tüm kitap, zaten ölümle her an yüz yüze olan kahramanın ayrılık acısıyla yaşadığı sarsıntıyı anlatıyor desek abartmış olmayız. 
     Fakat elbette bu karamsar tanımlarla okurun gözünü korkutmak istemeyiz, umut denen filiz daima insanın yüreğinde. Son sayfalarda da olsa ışık görünüyor:
      Kahramanımız ayrılığın sebebini anlamaya çalışır, bu amaçla yitik aşkını adeta bir otopsi masasına yatırır. Bu öylesine yoğun bir çalışmadır ki çoğu zaman kendinden parçalar koparttığı olur. Özellikle feminist tahlillerinin olumlu sonuç verdiğini söyleyebiliriz.  

İlk basımı 1933’te “Commentaire-Yorum” başlığı altında yapılan “Beni Bırakın” genç yaşta hayatını kaybeden Marcelle Sauvageot’nun ilk ve tek eseri. Monolog, mektup, otobiyografik roman, anlatı, hatırat, kurmaca türleri içinde değerlendirilebilecek eser özellikle romantik bir aşkı konu alan yoğun dili ve sıradışı ahengi ile öne çıktı;   günümüze dek pek çok dile çevrildi ve yeni baskıları yapıldı. Türkçe’de ise ilk kez okurla buluşuyor.


"Dans etmek, en mutlu hayatın ritmidir; bir daha dans edemeyeceğinizi sanarken dans etmek, kazanılmış bir zaferdir."

Marcelle Sauvageot - Beni Bırakın
ISBN: 9786058509436
Dijitalilk basım: 2014
Güncelleme; Aralık 2015

13 Kasım 2015 Cuma

"Beni Bırakın" ilk sayfalar

7 Kasım 1930

“Bunda bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil mi?” Trenin ritmi cümleyi kendi ölçüsüne uydurarak  sürekli tekrar ediyordu. Üşümüştüm; bir köşeye kıvrılmış uyumaya çalışıyordum. Amma üşüdüm! Ne diye yola çıktı ki bu tren! Bir aptallık yaptığımızda duyduğumuza benzer bir endişe boğazımı düğümlüyordu. Kırılgan bir mutluluğu senatoryuma dönmek için ardımda bırakmıştım, ama ne aptallık. Bir kaç haftadır biraz olsun eğlenmiştim, elbette karşılığında büyük bir keder şimdi beni bekliyordu.
“Bunda bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil mi?” Önceki akşam bu cümleyi bana söyleyen sıkıntılı yüzü yeniden görüyordum. O aynı yüz, üst üste binen bir görüntü halinde, yapyakınımda, gözlerinde kocaman gözyaşlarıyla şunları söylüyordu: “Evlenin benimle, beni aldatacaksınız.” O başı kollarımın arasına alıp şunları söyleyebilmem için sahne yeniden başlasın isterdim: “Hayır, böyle bir şey yapmayacağımı biliyorsunuz.”Ama olup bitmiş şeyler silbaştan başlamıyor. Ayrıca şu cümle, onu söylemek zorunda değildim, zira ben ne gerektiğinde konuşmasını ne de o konuşmaya uygun tonlama yapmasını bilirim. Aşırı heyecanlıyımdır; kendimi heyecana kaptırmamak için kaskatı kesilirim. Bir heyecanın tam da meydana geldiği anda yarattığı sarsıntı nasıl hissettirilebilir? Bu ninni gibi tatlı cümlenin üzerinde uyuyalım biz de: “Bunda bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil mi?” Boşlukta bir öpücük yolluyorum sana. Beni seviyorsan, ben de iyileşirim.
İyileştiğimde her şey nasıl yoluna girecek göreceksin. Artık burada olmadığından sana “sen” demek hoşuma gidiyor. Âdetim değil böyle konuşmak, bana yasak bir şeymiş gibi geliyor, yine de olağanüstü. Sana bir gün “sen” diyebileceğime inanıyor musun? İyileştiğimde, artık geçimsiz olduğumu düşünmeyeceksin. Ben hastayım. Bana hastaların çevrelerindekilerle iyi geçinmeye çalıştığını söylemiştin; ve güzel bir sürü örnek sıralamıştın. Söylev çekmeye kalkıştığında sevmiyorum seni; esneyesim geliyor, bana sitem ediyorsan eminim beni daha az sevdiğindendir: beni başkalarıyla karşılaştırıyorsun. Evet hastalar uysaldır, ama ben bitiğim de: tüm gücüm devam etmek için ve anlamayanlara “sağolun” demek için tükeniyor. Peki ya sen, senin bir “sağol”a ihtiyacın var mıydı? Anlamadın çünkü bilmiyorsun. Sekiz gün uyumasan keyfin nasıl olur diye sormuştum sana. Başıma böyle bir şey gelmedi ama hoş bir şey olmasa gerek diye cevap verdin. Anlamadığın gün gibi ortada. Ayrıca şunu da biliyorum: kıra gittiğimizde, halinden hoşnut değildin, sevgilinin yaşadığı Paris’te olmayı istemiş olmalısın. Ayrıca geri dönmekte acele ediyor ve beni huysuz buluyordun. Görüyorsun ya, arzularımın aleyhine işleyen bir şey daha: gelmeni istediğimde seni sevindireceğimi sanmıştım. Paris’te çok daha naziksin... beni de çok daha nazik buluyorsun: ama o orada. Ayrıca sen hastaları sevmiyorsun. Öyle sanıyorum ki, kapatılsınlar, ne halleri varsa görsünler diye görüş bildirirdin. Senin de hasta olman gerek ki anlayasın.
“Bunda bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil mi?” İnanmak adına bu cümleden ne çıkartılabilir? Beni artık sevmediğini biliyorum. Kim bilir ne komik bir özenle bana: “Sizi seviyorum!” demekten kaçınıyorsun. Bana hiçbir şey vaat etmemiş olacaksın. Yine de güven içinde aşkına kapılmak, zaten yalnız olan ve uzaklara giden bana iyi gelecektir. Bu aşka ihtiyacım var: iyileştiğimde onu tekrar kazanmak istiyorum. Birinin sevdiğinden ve beklemeye devam ettiğinden emin olmak, başka her şeyi geçici, etkisiz birer uğraş olarak gören hasta için büyük bir mutluluktur: yokluğunda geride bıraktığı hayatın ayırt edildiği hissine kapılır, yeni bir gelecek hayal edemez, geçmişten kabaca kopmuş olmaktan  zayıf düşmüş, acı çeken biri olarak “ilerleyen zamanlardan” beklediği sadece, eskiden bu yana süregelenlerin daha iyiye gitmesidir.
Dün akşamın hatırasını içimde bir tılsım gibi korumayı ne kadar da isterdim. Hayal yeniden gelsin diye kapatalım gözlerimizi. Rüyadakiyle aynı: kıpırdamamak gerek.
Seviyorum seni.

***

31 Mayıs 2015 Pazar

Google Play ekitaplar, Marcelle Sauvageot-Beni Bırakın, Haziran ayı sonuna kadar %50 indirimde



        Bu kitabın karanlık bir dekoru, iç burkan bir hikayesi var. Karanlık, çünkü;
  bir senatoryumda geçiyor ve halüsinatif bir anlatımı var.
İç burkuyor, çünkü;
uzun bir aşk mektubu okumayı beklerken,
umutsuz bir aşk mektubu ile karşılaşıyorsunuz.
Tüm kitap, zaten ölümle her an yüz yüze olan kahramanın ayrılık acısıyla yaşadığı sarsıntıyı anlatıyor desek abartmış olmayız.

Fakat elbette bu karamsar tanımlarla okurun gözünü korkutmak istemeyiz, umut denen filiz daima insanın yüreğinde. Son sayfalarda da olsa ışık görünüyor:
Kahramanımız ayrılığın sebebini anlamaya çalışır, bu amaçla yitik aşkını  adeta bir otopsi masasına yatırır. Bu öylesine yoğun bir çalışmadır ki çoğu zaman kendinden parçalar koparttığı olur. Özellikle feminist tahlillerinin olumlu sonuç verdiğini söyleyebiliriz.

   

https://play.google.com/store/books/details/Marcelle_Sauvageot_BEN%C4%B0_BIRAKIN?id=kk63BwAAQBAJ
Google Play link

  
İlk basımı 1933’te “Commentaire-Yorum” başlığı altında yapılan “Beni Bırakın” genç yaşta hayatını kaybeden Marcelle Sauvageot’nun ilk ve tek eseri. Monolog, mektup, otobiyografik roman, anlatı, hatırat, kurmaca türleri içinde değerlendirilebilecek eser özellikle romantik bir aşkı konu alan yoğun dili ve sıradışı ahengi ile öne çıktı;   günümüze dek pek çok dile çevrildi ve yeni baskıları yapıldı. Türkçe’de ise ilk kez okurla buluşuyor.