"Bir iç dünya okulu açıp kapısına şunu yazacağım: Sanat Okulu." Max Jacob
Marcelle Sauvageot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marcelle Sauvageot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Ağustos 2018 Çarşamba
18 Kasım 2016 Cuma
21 Aralık 2015 Pazartesi
Marcelle Sauvageot - kısa biyografi
Marcelle Sauvageot:
(1900-1934) Fransız edebiyat öğretmeni ve yazar; okul yıllarında çevresinde
Réne Crevel gibi sürrealist yazarlar, bestekâr Jean Mouton gibi Paris
sanatından çok sayıda sima vardı; genç yaşta tüberküloza yakalandı, yirmi
yaşından itibaren uzun aralıklar boyunca senatoryumda kalması gerekti;
İsviçre’nin Davos kentinde yine bir senatoryumda hayatını kaybetti. Ardında,
ilk baskısı “Commentaire-Yorum”
başlığı altında yapılan, tek bir eser bıraktı. Sınırlı sayıda basılan eser
özellikle Paul Valery’nin dikkatini çekmesiyle daha büyük bir okur kitlesiyle
buluştu ve pek çok dile çevrildi.
E-kitap, Marcelle Sauvageot - Beni Bırakın
Bu kitabın karanlık bir dekoru, iç burkan bir hikayesi var.
Karanlık, çünkü;
bir senatoryumda geçiyor ve halüsinatif bir anlatımı var.
İç burkuyor, çünkü;
uzun bir aşk mektubu okumayı beklerken,
umutsuz bir aşk mektubu ile karşılaşıyorsunuz.
Tüm kitap, zaten ölümle her an yüz yüze olan kahramanın ayrılık acısıyla yaşadığı sarsıntıyı anlatıyor desek abartmış olmayız.
Fakat elbette bu karamsar tanımlarla okurun gözünü korkutmak istemeyiz, umut denen filiz daima insanın yüreğinde. Son sayfalarda da olsa ışık görünüyor:
Kahramanımız ayrılığın sebebini anlamaya çalışır, bu amaçla yitik aşkını adeta bir otopsi masasına yatırır. Bu öylesine yoğun bir çalışmadır ki çoğu zaman kendinden parçalar koparttığı olur. Özellikle feminist tahlillerinin olumlu sonuç verdiğini söyleyebiliriz.
İlk basımı 1933’te “Commentaire-Yorum” başlığı altında
yapılan “Beni Bırakın” genç yaşta hayatını kaybeden Marcelle
Sauvageot’nun ilk ve tek eseri. Monolog, mektup, otobiyografik roman,
anlatı, hatırat, kurmaca türleri içinde değerlendirilebilecek eser
özellikle romantik bir aşkı konu alan yoğun dili ve sıradışı ahengi ile
öne çıktı; günümüze dek pek çok dile çevrildi ve yeni baskıları
yapıldı. Türkçe’de ise ilk kez okurla buluşuyor.
"Dans etmek, en mutlu hayatın ritmidir; bir daha dans edemeyeceğinizi sanarken dans etmek, kazanılmış bir zaferdir."
Marcelle Sauvageot - Beni Bırakın
ISBN: 9786058509436
Dijitalilk basım: 2014
Güncelleme; Aralık 2015
13 Kasım 2015 Cuma
"Beni Bırakın" ilk sayfalar
7 Kasım 1930
“Bunda bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil mi?” Trenin
ritmi cümleyi kendi ölçüsüne
uydurarak sürekli tekrar ediyordu.
Üşümüştüm; bir köşeye kıvrılmış uyumaya çalışıyordum. Amma üşüdüm!
Ne diye yola çıktı ki bu tren! Bir aptallık yaptığımızda duyduğumuza benzer bir endişe boğazımı düğümlüyordu.
Kırılgan
bir mutluluğu senatoryuma dönmek için ardımda bırakmıştım, ama ne aptallık. Bir
kaç haftadır biraz olsun eğlenmiştim, elbette karşılığında büyük bir keder
şimdi beni bekliyordu.
“Bunda
bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil mi?” Önceki akşam bu cümleyi bana söyleyen sıkıntılı yüzü yeniden görüyordum. O
aynı yüz, üst üste binen bir görüntü
halinde, yapyakınımda, gözlerinde kocaman gözyaşlarıyla şunları söylüyordu: “Evlenin benimle, beni
aldatacaksınız.” O başı kollarımın arasına alıp şunları
söyleyebilmem için sahne yeniden başlasın isterdim: “Hayır, böyle bir şey
yapmayacağımı biliyorsunuz.”Ama olup bitmiş şeyler silbaştan başlamıyor. Ayrıca
şu cümle, onu söylemek zorunda değildim, zira ben ne gerektiğinde konuşmasını
ne de o konuşmaya uygun tonlama yapmasını bilirim. Aşırı heyecanlıyımdır; kendimi
heyecana kaptırmamak için kaskatı kesilirim. Bir heyecanın tam da meydana
geldiği anda yarattığı sarsıntı nasıl hissettirilebilir? Bu ninni gibi tatlı
cümlenin üzerinde uyuyalım biz de: “Bunda bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil
mi?” Boşlukta bir öpücük yolluyorum sana. Beni seviyorsan, ben de iyileşirim.
İyileştiğimde
her şey nasıl yoluna girecek göreceksin. Artık burada olmadığından sana “sen”
demek hoşuma gidiyor. Âdetim değil böyle konuşmak, bana yasak bir şeymiş gibi
geliyor, yine de olağanüstü. Sana bir gün “sen” diyebileceğime inanıyor musun? İyileştiğimde, artık geçimsiz
olduğumu düşünmeyeceksin. Ben hastayım. Bana hastaların
çevrelerindekilerle iyi geçinmeye çalıştığını söylemiştin; ve güzel bir sürü
örnek sıralamıştın. Söylev çekmeye kalkıştığında sevmiyorum seni; esneyesim
geliyor, bana sitem ediyorsan eminim beni daha az sevdiğindendir: beni
başkalarıyla karşılaştırıyorsun. Evet hastalar uysaldır, ama ben bitiğim de:
tüm gücüm devam etmek için ve anlamayanlara “sağolun” demek için tükeniyor.
Peki ya sen, senin bir “sağol”a ihtiyacın var mıydı? Anlamadın çünkü
bilmiyorsun. Sekiz gün uyumasan keyfin nasıl olur diye sormuştum sana. Başıma
böyle bir şey gelmedi ama hoş bir şey olmasa gerek diye cevap verdin.
Anlamadığın gün gibi ortada. Ayrıca şunu da biliyorum: kıra gittiğimizde,
halinden hoşnut değildin, sevgilinin yaşadığı Paris’te olmayı istemiş
olmalısın. Ayrıca geri dönmekte acele ediyor ve beni huysuz buluyordun.
Görüyorsun ya, arzularımın aleyhine işleyen bir şey daha: gelmeni istediğimde
seni sevindireceğimi sanmıştım. Paris’te çok daha naziksin... beni de çok daha
nazik buluyorsun: ama o orada. Ayrıca sen hastaları sevmiyorsun. Öyle sanıyorum
ki, kapatılsınlar, ne halleri varsa görsünler diye görüş bildirirdin. Senin de
hasta olman gerek ki anlayasın.
“Bunda
bir aşk kanıtı görüyorsun, öyle değil mi?” İnanmak adına bu cümleden ne
çıkartılabilir? Beni artık sevmediğini biliyorum. Kim bilir ne komik bir özenle bana: “Sizi seviyorum!”
demekten kaçınıyorsun. Bana hiçbir şey vaat etmemiş olacaksın. Yine
de güven içinde aşkına kapılmak, zaten yalnız olan ve uzaklara giden bana iyi
gelecektir. Bu aşka ihtiyacım var: iyileştiğimde onu tekrar kazanmak istiyorum.
Birinin sevdiğinden ve beklemeye devam ettiğinden emin olmak, başka her şeyi
geçici, etkisiz birer uğraş olarak gören hasta için büyük bir mutluluktur:
yokluğunda geride bıraktığı hayatın ayırt edildiği hissine kapılır, yeni bir
gelecek hayal edemez, geçmişten kabaca
kopmuş olmaktan zayıf düşmüş, acı çeken
biri olarak “ilerleyen zamanlardan” beklediği sadece, eskiden bu yana
süregelenlerin daha iyiye gitmesidir.
Dün
akşamın hatırasını içimde bir tılsım gibi korumayı ne kadar da isterdim. Hayal yeniden gelsin diye kapatalım
gözlerimizi. Rüyadakiyle aynı: kıpırdamamak gerek.
Seviyorum
seni.
***
25 Ekim 2015 Pazar
29 Temmuz 2015 Çarşamba
31 Mayıs 2015 Pazar
Google Play ekitaplar, Marcelle Sauvageot-Beni Bırakın, Haziran ayı sonuna kadar %50 indirimde
Bu kitabın karanlık bir dekoru, iç burkan bir hikayesi var.
Karanlık, çünkü;
bir senatoryumda geçiyor ve halüsinatif bir anlatımı var.
İç burkuyor, çünkü;
uzun bir aşk mektubu okumayı beklerken,
umutsuz bir aşk mektubu ile karşılaşıyorsunuz.
Tüm kitap, zaten ölümle her an yüz yüze olan kahramanın ayrılık
acısıyla yaşadığı sarsıntıyı
anlatıyor desek abartmış olmayız.
Fakat elbette bu karamsar tanımlarla okurun gözünü
korkutmak istemeyiz, umut denen filiz daima insanın yüreğinde.
Son sayfalarda da olsa ışık görünüyor:
Kahramanımız ayrılığın
sebebini anlamaya çalışır, bu amaçla yitik aşkını adeta bir otopsi masasına yatırır. Bu öylesine yoğun
bir çalışmadır ki çoğu
zaman kendinden parçalar koparttığı olur. Özellikle feminist
tahlillerinin olumlu sonuç verdiğini söyleyebiliriz.
| Google Play link |
İlk basımı 1933’te
“Commentaire-Yorum” başlığı altında yapılan “Beni Bırakın” genç yaşta
hayatını kaybeden Marcelle Sauvageot’nun ilk ve tek eseri. Monolog, mektup,
otobiyografik roman, anlatı, hatırat, kurmaca türleri içinde değerlendirilebilecek eser özellikle
romantik bir aşkı konu alan yoğun dili ve sıradışı ahengi ile öne çıktı;
günümüze dek pek çok dile çevrildi ve yeni baskıları yapıldı. Türkçe’de
ise ilk kez okurla buluşuyor.
30 Mart 2015 Pazartesi
18 Aralık 2014 Perşembe
25 Kasım 2014 Salı
19 Kasım 2014 Çarşamba
12 Kasım 2014 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




.bmp)
.bmp)
.jpg)