Marcel Proust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marcel Proust etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2017 Pazar

Marcel Proust | Lemoine Davası | Emile Faguet


Pastiches et Mélanges
-Pastişler ve Seçme Yazılar-
Marcel PROUST
NRF (Gallimard), 1919

LEMOINE DAVASI*


Bu yazının pdf/epub versiyonlarını Archive.org'tan indirebilirsiniz.


EMILE FAGUET'NİN HAFTALIK TİYATRO KÖŞESİNDE


Dönüş'ün ve Pazar'ın müellifi - ki Henri Bernstein deyince akla bu gelir - yakınlarda Gymnase komedyenlerine bir dram, daha doğrusu bir trajedi ile vodvil karışımı sahneletti, bu oyun belki onun Athalie'si ya da Andromaque'si, Önceki Aşk'ı ya da Faziletin Patikaları[1] sayılmaz, ama Nicomedea'sı olmaya aday; belki kulağınız aşinadır, hiç de bütünüyle göz ardı edilemeyecek, hiç de hepten insan ruhunun utancı olamayacak bir piyestir bu. Nitekim Berntein'ın piyesi, biraz da abartılarak, bulutların ötesine diyemesem de en yüksek bulutlara kadar çıkartıldı, ve haklı bir başarı kazandı, neden mi, bay Bernstein'ın piyesi, gepegerçek bir arka planda, akılalmaz şeylerle dolup taşıyor da o yüzden. Lemoine Davası'nı Rafale'dan, ve de genel anlamda bay Bernstein'ın trajedilerini Eurupides'in - akılalmaz bir arka planda ama gerçeklerle dolu - çok sayıdaki komedisinden ayıran işte budur. Dahası bay Bernstein'ın bir piyesi ilk kez - şimdiye kadar uzak durduğu - insanların dikkatini çekiyor. Pekâlâ; sözde icadı 'elmas üretimi'yle insanları aldatmak isteyen dolandırıcı Lemoine… dünyanın en büyük elmas madeni sahibine başvurur. Ne kadar akılalmaz, bunu siz de hayli akılalmaz bulacak, bana hemen hak vereceksiniz. Bu birincisiydi. En azından, şunu hiç düşünür müsünüz: o,  kafası dünyanın en büyük işleriyle daima meşgul, dediğim dedik adam, Lemoine'i, Kudüs surlarının tepesinden inmesi için kendisine merdiven uzatanlara şöyle seslenen: "Non possum descendre, Magnum opus facio"[2] Nehemiah peygamber gibi başından savmak ister miydi? Belki balmumundan konuşacaklardı. Ama öyle olmadı. Şu Werner… acele acele merdivene tutundu. Şöyle bir fark var ki, inmek yerine, tırmanmak için. Biraz genç olduğundandır. Bay Coquelin Cadet'e  yaraşır bir rol değil bu, hiç de değil, olsa olsa bay Brulé'ye göre. Bu da ikincisi.  Şuna dikkat ediniz, Lemoine; tabiatı uyarınca işe yaramaz bir pudra olan bu sırrı, Werner'e armağan diye vermiyor. Sırrı iki milyona satıyor, üstelik bunun bir lütuf olduğunu sanmasını sağlıyor:

Hayranlıkla seyredin yaptığım iyiliği,
Ellerim size ne kadar ucuza verdi,  bu mucizevi hazineyi
Öylesine ki kuvvetli
Her derde deva bir ilaç gibi

Bu sözler, akılalmazlık no 1'de, herşey hesaba katıldığında bile, fazla değişiklik yaratmıyor, akılalmazlık no 2'yi ise daha da genişletiyor. Olsun da nasıl olursa! Tanrım, şuna dikkat edin, şimdiye kadar, özetle 'iyi bir dramatürg' olan yazarı takip ettik. Bize Lemoine'in elmas üretiminin sırrını keşfettiği söyleniyor. Her şeyden önce, bu konuda başka bir şey bilmiyoruz: bize bu söyleniyor, hay hay diyor, adımımızı alıyor, ilerliyoruz. Werner, elmas konusunda büyük bir bilirkişi, o da ilerledi, ve Werner, kurnaz yatırımcı, kazığı yedi. Daha da ilerliyoruz. Büyük bir İngiliz bilgini, yarı fizikçi, yarı senyör, doğru deyişle bir İngiliz lordu (fakat hayır madam, tüm lordlar zaten İngiliz değil midir, o halde bir İngiliz lordu gereksiz laf kalabalığı olmaz mı, hazır kimse duymamışken yeniden başlamayın), Lemoine'in gerçekten felsefe taşını bulduğuna hükmediyor. İlerlemiyorsak daha öteye gidemediğimizden. Zangırt! Buyrunuz, Lemoine'in elmaslarında, satın aldıkları ve kesinlikle Werner madeninden gelen taşları bulan kuyumcular. Bu kadarı biraz fazla. Demek elmasların üzerinde hâlâ kuyumcular tarafından işlenmiş markalar var. Fazlanın da fazlası:

Fırından markasıyla çıkan elmasta,
Détour'un yazarını göremiyorum artık

Lemoine tutuklanır. Werner parasını geri ister, İngiliz lord bir daha tek kelime etmez: pat diye duruyoruz, yürüme işi bitti, ve bu gibi durumlarda daima olduğu üzere, bunca mesafeyi teptiğimiz için sinirleniyoruz, ve öfkemizi tam da birisine - Bakın hele! - müellif bey boş yere orada değildir diye düşünmekteyim. Werner hemen hakimden talepte bulunur, meşhur sırrı muhafaza eden zarfa elkonulmasını ister. Hakim derhal kabul eder. Kimse bu hakim kadar nazik değildir. Ama Lemoine'in avukatı bu yapılanın kanuna aykırı olduğunu söyler. Hakim hemen talebi geri çevirir: kimse bu hakim kadar değişken değildir. Lemoine'e gelince, kesinlikle hakimle, avukatlarla, bilirkişilerle v.s. bir gezintiye çıkmak ister, taa Amiens'e kadar, fabrikası orada ya, elmas yapmayı bildiğini kanıtlamak için. Ve nazik ve değişken hakim ona, Werner'i dolandırdığını her tekrar ettiğinde, Lemoine şu yanıtı verir: "Bu bahsi kapatalım, gezintime bakalım." Ona cevaben hakiminse repliği şöyle: "Kanımca, gezintiye, değmeyecektir." Kimse, bu hakim kadar,  Moliereci repertuara adanmamıştır. V.s.




[1] Kimi tiyatro yazarlardan başyapıtlar. ç.n.
[2] "Büyük bir işle meşgulüm, inemem." ç.n.


*Aradan geçen on yılda Lemoine’ın, gerçeğe aykırı bir biçimde, elmas üretmeyi keşfettiğini ve Beers’in başkanı sir Julius Werner’den bir milyondan fazlasını kopartarak, onun şikayeti üzerine 6 Temmuz 1909’da altı yıla mahkum edildiğini belki de unutmuşsunuzdur. Ceza mahkemesinin bu önemsiz fakat vaktiyle kamuoyunu cezbetmiş davası bir akşam tarafımca, tamamen tesadüfen, belli sayıda yazarın tarzını taklit etmeyi deneyeceğim parçaların yegâne teması olarak seçildi. Pastişler hakkında küçük de olsa açıklama yaparak bunların etkisini azaltma rizki ile karşı karşıya kalıyoruz, haklı gururları incitmekten kaçınmak adına pastişi yapılmış yazarın sadece kendi aklınca değil, zamanının dili ile de konuştuğunu varsaydığımızı hatırlatmak isterim. Örneğin Saint Simone’daki iyi yürekli adam, iyi yürekli kadın kelimeleri aynı samimi ve koruyucu anlamı bugün hiç de taşımıyor. Hatıralarında Saint-Simon, sonsuz bir saygı beslediği, Chaulnes dükü için rahatça iyi yürekli adam Chaulnes der ve pek çok kişi için aynı tâbiri kullanır. (M.P)

26 Haziran 2017 Pazartesi

Marcel Proust | Lemoine Davası | Michelet

Pastiches et Mélanges
-Pastişler ve Seçme Yazılar-
Marcel PROUST

NRF (Gallimard), 1919


Bu yazının pdf ve epub versiyonlarını Archive.org'tan indirebilirsiniz.

LEMOINE DAVASI [1]


MICHELET'DEN "LEMOINE DAVASI"


Elmas, olağandışı derinliklerden çıkartılır (1.300 metre). Bir kadının bakışındaki ateşi taşıyabilecek tek şeydir o (Afganistan'da elmasa "alevden göz" denir), bu ışıltılı mı ışıltılı taştan getirmek için karanlık bir krallığa sonsuz bir iniş gerçekleştirmek gerekir. Orpheus, Eurydice'i gün ışığına çıkarmak için kim bilir kaç kez yolunu kaybetmiştir! Yine de hiçbir şey cesaretini kırmayı başaramamıştır. Eğer kalbin gücü kalmazsa, taş, hayli belirgin aleviyle şunları söylemek için orada gibidir: "Cesaret, bir kazma daha, benim yanım senin yanın." Ayrıca bir anlık tereddüt, ölüm demektir. Selameti getirecek bir şey varsa o da hızdır. Hazin bir ikilem. Onu çözmek için Ortaçağ'da nice hayat heba oldu. Ama mesele yirminci yüzyılın başında (Aralık 1907 - Ocak 1908) çok daha çetin bir şekilde kendini gösterdi. Günün birinde, çağdaş hemen hiçkimsenin büyüklüğünden şüphe etmeyeceği o muhteşem Lemoine Davası'ndan bahsedeceğim; o küçük adamı göstereceğim, elleri dermansız, belalı arayıştan gözleri alev alev; üç ay boyunca Avrupa'nın tüm siyasetine yön verdiğine, haşmetli İngiltere'yi, tehdit altındaki madenlerini, gözden düşmüş şirketlerini korumak için yıkıcı bir ticari anlaşmaya razı edip onun belini büktüğüne göre muhtemelen yahudi (Bay Drumont inandırıcılıktan uzak olmakla birlikte bunu doğruladı; bugün hâlâ Lemoustierler'e - Monester'de hece kaynaşması - tüm Ortaçağ boyunca İsrail'in seçilmiş toprağı olmuş Dauphiné'de az rastlanmıyor.) Karşılığında ağırlığınca altın verseler de adamı hiç duraksamadan onlara teslim etsek. Kefaletle tahliye, modern zamanların en büyük keşfi (Sayous, Batbie), üç kez reddedildi. Koca bira bardağının önünde son derece tümdengelimci Alman, Beers hisselerinin günden güne düştüğünü görerek cesaretleniyordu (Harden Davası'nın yeniden görülmesi, Polonya yasası, Reichstag'a red cevabı). Yahudi'nin asırlar boyu karşılaştığı hazin kıyım! "Hakkımda iftira atıyorsun, karada ve denizde tüm delillere karşın (Dreyfus Davası, Ullmo Davası) beni ihanetle suçlamakta ısrar ediyorsun; öyle olsun, ben de sana altınımı veriyorum (XIX. asrın sonunda Yahudi bankalarının gösterdiği büyük atılıma bakınız), ve de altından daha önemlisi, elimde öyle bir şey var ki altın ağırlığı fiyatından alma fırsatını her zaman bulamazsın: elmas." — Büyük ders; tabiatın kendisinin bile tüm şiddetinden feragat edip güvenilmez hale geldiği o 1908 kışında kederler içinde bu ders üzerine çokça kafa yordum. O büyük soğuklardan birazcık bile olmadı, ancak öğlene kadar öyle bir sis çöküyordu ki güneşin bile delmeye gücü yetmiyordu. Ayrıca yumuşak mı yumuşak - dahası cani - bir hava. Çok ölüm oldu - önceki on yıldan daha fazla - ve Ocak'tan itibaren, karın altında menekşeler. Bana daha ilk andan itibaren zenginliğin bilime karşı verdiği büyük savaşın bir parçasıymış gibi gelen bu Lemoine Davası'ndan aklım karışmış halde her gün, halkın içgüdüsel biçimde, Vinci'nin Mona Lisasından daha sık Taht elmaslarının önünde durakaldığı Louvre'a gidiyordum. Bu elmaslara birçok kez zar zor yaklaşabilmişimdir. Doğrusu bu araştırma beni kendine çekiyordu, ama ondan hoşlanmıyordum. Neden mi? Onda yaşam hissetmiyordum. Bu yaşam ihtiyacı benim daima kuvvetim ama zayıflığım da olmuştur. Mutlakiyetçiliğin Fransa'da bütün özgürlüğü iki uzun yıl boyunca - bir asırdan daha çok - (1680-1789) katlettiği XIV. Louis saltanatının en yüksek noktasında, her gün nükseden tuhaf baş ağrılarım mevzuumu yarıda kesmek zorunda kalacağımı sanmama neden oluyordu. Kuvvetimi tam anlamıyla ancak Jeu de Pomme andı ile kazanabildim (20 Haziran 1789). Benzer şekilde taşın dünyası olan bu tuhaf kristalleştirme saltanatı karşısında da rahatsızlık hissettim. Burada, botanik araştırmalarımın en çetin anlarında bana çekine çekine - ki daha iyi - cesaret vermeyi bırakmayan çiçeğin esnekliği yok: "Güven, hiçbir şeyi tasa etme, her zaman hayatın ve tarihin içindesin."


 [1]Aradan geçen on yılda Lemoine’ın, gerçeğe aykırı bir biçimde, elmas üretmeyi keşfettiğini ve Beers’in başkanı sir Julius Werner’den bir milyondan fazlasını kopartarak, onun şikayeti üzerine 6 Temmuz 1909’da altı yıla mahkum edildiğini belki de unutmuşsunuzdur. Ceza mahkemesinin bu önemsiz fakat vaktiyle kamuoyunu cezbetmiş davası bir akşam tarafımca, tamamen tesadüfen, belli sayıda yazarın tarzını taklit etmeyi deneyeceğim parçaların yegâne teması olarak seçildi. Pastişler hakkında küçük de olsa açıklama yaparak bunların etkisini azaltma rizki ile karşı karşıya kalıyoruz, haklı gururları incitmekten kaçınmak adına pastişi yapılmış yazarın sadece kendi aklınca değil, zamanının dili ile de konuştuğunu varsaydığımızı hatırlatmak isterim. Örneğin Saint Simone’daki iyi yürekli adam, iyi yürekli kadın kelimeleri aynı samimi ve koruyucu anlamı bugün hiç de taşımıyor. Hatıralarında Saint-Simon, sonsuz bir saygı beslediği, Chaulnes dükü için rahatça iyi yürekli adam Chaulnes der ve pek çok kişi için aynı tâbiri kullanır. (M.P)

30 Mayıs 2017 Salı

"Lemoine Davası"nda sıradaki yazar Jules Michelet


Jules Michelet
çizim: Thomas Couture

Elmas, olağandışı derinliklerden çıkartılır (1.300 metre). Bir kadının bakışındaki ateşi taşıyabilecek tek şeydir o (Afganistan'da elmasa "alevden göz" denir), bu ışıltılı mı ışıltılı taştan getirmek için karanlık bir krallığa sonsuz bir iniş gerçekleştirmek gerekir. Orpheus, Eurydice'i gün ışığına çıkarmak için kim bilir kaç kez yolunu kaybetmiştir! Yine de hiçbir şey cesaretini kırmayı başaramamıştır. Eğer kalbin gücü kalmazsa, taş, hayli belirgin aleviyle şunları söylemek için orada gibidir: "Cesaret, bir kazma daha, benim yanım senin yanın."

26 Mayıs 2017 Cuma

Marcel Proust | Lemoine Davası | Goncourt Pastişi

Pastiches et Mélanges
-Pastişler ve Seçme Yazılar-
Marcel PROUST

NRF (Gallimard), 1919

Bu yazının pdf ve epub versiyonlarını Archive.org'tan indirebilirsiniz.


LEMOINE DAVASI [1]


GONCOURT'UN "JURNAL"İNDE

21 Aralık 1907

Akşam yemeğini Lucien Daudet ile birlikte yedik; Lucien, hafif matrak geçen  coşkulu bir konuşmayla, Madam X.'in omuzlarında görülen masalsı elmaslardan bahsedip durdu… ne elmasmış yarabbi, Lucien'in daima aşırı sevimli bir dille, daima artistik bir tonlamada, üst düzey yazarı hemen açığa vuran sıfatlarında hece hece dile gelen  tatlılıkla söylediklerine bakılırsa, elmas dediğin burjuva taşıymış,  yakut ya da zümrütle kıyaslanamazmış, hatta birazcık hoppa işiymiş. Tatlıya sıra geldiğinde, bize kapıdan şunları yetiştirmeden de edemedi: Lefebrvre de Behaine aynı akşam ona, Lucien'e, madam Nadaillac'tan başkası olmayan  o gözalıcı hanımın ortaya attığı görüşün aksine, Lemoine diye birinin elmas yapmanın sırrını keşfetmiş olabileceğini söylemiş. Bu olay iş dünyasında, yine Lucien'in söylediklerine bakılırsa, henüz satılmamış elmas stoğunun değerden olası düşmesi karşısında öfkeli bir heyecana, en sonunda yüksek yargıçları da içine çekecek bir heyecena dönüşebilir ve sözüm ona Lemoine'in, kuyumculuğa-karşı suçtan, hayatının geri kalanını pace içinde geçirmek üzere tutuklanmasına sebep olabilirmiş. Galileo'nunkinden çok daha güçlü, daha modern, sanatçıya daha mahallî bir canlandırma imkanı sunan bir öykü; aniden gözlerimde bizlere güzel gelecek bir piyes konusu beliriyor, günümüz yüksek endüstrisinin kudretiyle ilgili sıkı tespitler içerebilecek bir piyes, derinine baktığınızda, hükümeti ve adaleti parmağında çeviren, işkillendiği her yeni icata katiyen karşı gelen bir kudret. Ama o sırada, buket bırakır gibi, Lucien'e, henüz biçimini almaya yeni başlamış piyesimin sonunu bağlamama izin veren, beklenmedik bir haber getirdiler, arkadaşları Marcel Proust elmas ve elmaslıların değerindeki düşüş nedeniyle kendini öldürmüş olabilirmiş; varlığının bir kısmını yok eden keskin bir düşüş. Bu Marcel Proust, Lucien'in de tasdik ettiği üzere, tuhaf adammış, bir anda coşku içinde, kimi manzaraların, kimi kitapların vecdiyle yaşayabilirmiş, öyle biri ki mesela Leon'un romanlara hepten vurulmuş olabilir. Uzun bir sessizlikten sonra, yemek sonrasının ateş basan genleşmesinde, Lucien şunu bildirir: - Hayır, kardeşimle ilgisi yok, buna inanmayın bay Goncourt, kesinlikle inanmayın. Ama nihayetinde gerçeği söylemek gerek. Ve sözlerinin minyatürleştirilmiş üslubunda sevimlice ortaya çıkan şu özeti geçer: Bir gün bir bey Marcel Proust'a büyük bir hizmette bulunur, Proust da teşekkür etmek için onu kırda kahvaltıya davet eder. Ancak tam da sohbet ederlerken, beyefendi; ki Zola'dan başkası değildir, Fransa'da gerçekten büyük tek bir yazar, sadece Saint-Simon'un yetişebileceği emsalsiz tek bir yazar olduğunu kabul etmeye bir türlü yanaşmaz, bahsi geçen yazar da Leon[1]. Buna ancak, vay canına denir! Proust, Zola'ya duyduğu minnettarlığı unutarak, çifterli şamarlarla onu, tabanları göğe gelecek şekilde on adım öteye yuvarlar. Ertesi gün dövüşürler, ancak Ganderax'ın araya girmesine rağmen Proust hiçbir şekilde barışmayı kabul etmez." Ve birden bire elden ele geçen kahve fincanlarının şıngırtısında, Lucien kulağıma yaklaşıp, komik bir ah vahla, şu beklenmedik açıklamayı yapıyor: "Görüyorsunuz ya, bay Goncourt, La Fourmalière ile bile bu modayı yakalayamıyorsam, bu, insanların söyledikleri kelimeleri, kelimeleri bile, Chanteloup'un Pagodası'ndaki aynı  buğu ile, bir nüans yakalama çabası içinde resmediyormuşum gibi görmemdendir." Kafam elmas meselesi ve intihar olayıyla fazlaca tütsülenmiş halde Lucien'den ayrılıyorum, içime sanki kaşık kaşık beyin doldurmuşlar. Ve merdivenlerde, haliyle biraz acibe[2], dekadan bir havası olan yeni Japon elçisi ile karşılaşıyorum, bu hava onu Coromandel paravanımın üzerindeki[3],  bir istakozu iki kıskacından tutmuş samuray figürüne benzetiyor; elçi bana nazikçe uzun zamandır Honolulu'da görevde olduğunu söylüyor, Honolulu'daki yerlileri havyarın zevklerinden kopartabilen tek şey kitaplarımızı okumakmış, ben ve kardeşimin kitaplar; tek solukla devam eden, sadece, uzak ülkelerden gelmiş, uzun cam kutularda muhafaza edilen birkaç puroyu çiğnemek için bölünen - bu kutulardan amaç seyahat esnasında denizden bulaşabilecek hastalıklardan puroları korumakmış - ve gece geç vakitlere kadar süren bir okuma. Ve nazikçe, Hong Kong'ta hayli sözü geçen bir hanımzade ile tanıştığını, hanımın gece masasında sadece iki kitap bulunduğunu itiraf ederek kitaplarımızdan aldığı zevk konusunda beni temin ediyor: La Fille Elisa ve Robinson Crusoe.
22 Aralık

Rüyamda, beş yıl önce Cruet'e çektirdiğim, bana epey acı veren dişimin yeniden çıktığını görmüş olarak saat dörtte siestamdam uyandım, kötü bir haber gelecek hissi içimi kapladı. Hemen üstüne de Pelagie içeri girdi, beklediğim haber Lucien'dendi; Pelagie'nin kâbusumu bölmemek için bildirmeye gelmediği haber: Marcel Proust kendini öldürmemiş, Lemoine de hiç ama hiçbir şey icat etmemiş, arakçının tekiymiş, üstelik beceriksiz de, bir çeşit Robert Houdin ama çolak. Bizimki de şans! Bir kere olsun yavan hayat, günümüzden bir ceket çekip, sanatçıllanacak[4] bizi bir piyes konusuna savuracaktı! Uyanmamı bekleyen Rodenbach'la karşılaşınca, hayal kırıklığımı zaptedemedim, canlanmak; esinini sahte keşif ve intihar haberinden almış, çoktan yazılıp bitmiş tiradlarımı savurmak için toparlandım; öyle bir sahte haber ki, aşırı optimist ve aleni, Sarcey'e özgü bir sonu olan, Lucien'in Pelagie'ye gerçek diye anlattıklarından, çok daha sanatsal, çok daha gerçek. Elimden ne gelir, Rodebach'a bir saat boyunca fısıltı ile, bir türlü peşimizi, beni ve kardeşimi, bırakmayan, en büyük olayları küçücük hale getiren, bir halk ihtilalini nezleli bir suflorün burun çekişlerine dönüştüren,  çalışmalarımız ilerlemeyegörsün hemen karşımıza engeller diken makûs talihimiz hakkında serzenişlerde bulundum. Mücevheratçılar sendikası şimdi karışmazsa ne zaman karışacak! Bunun üzerine Rodenbach bana düşüncesinin özünü açtı, Aralık aylarımız, hem ben hem kardeşim için, oldum olası talihsizliklere gebeymiş, öyle bir ay ki, araştırmalarımızın mahkemeye verilmesi, Henriette Marechal'in basın tarafından içten içe umulan başarısızlığı, ömrümde ilk kez bir söylev vereceğimde dilimde çıkan uçuk, öyle bir uçuk ki Valles'in mezarı başında konuşmaya cesaret edemedi dediler, halbuki bunu yapmayı kendim istemiştim; tüm bunlar; sanatçı Kuzey adamının, o ki Rodenbach'tır, batıl inançları olan biri gibi söylediği üzere, bu ay herhangi bir girişimde bulunmaktan kaçınmamızı gerektiren bir talihsizlikler bütünüymüş. Böylece, Bruges La Morte'un müellifinin kabalistik teorilerini, prensesteki akşam yemeği için mecburi tutulan frakı giymek üzere yarıda kestim, ve onu giyinme odamın kapısında bırakırken ona şöyle seslendim: "Madem öyle Rodenbach,  ölümümü bu aya saklamamı tavsiye ediyorsunuz!"




[1] Leon ve Lucien Daudet; Alphonse Daudet'nin kendisi gibi yazar olan oğulları; Proust'la iyi arkadaşlardı, Proust "Kayıp Zamanın İzinde"yi Léon Daudet'ye ithaf etmiştir. ç.n.
[2] Avortonné (fr.)  Goncourt'un günlüğünde yer verdiği muhtemelen kendi icadı olan bir kelime, 30 Kasım 1871. ç.n.
[3] Üzerinde genellikle egzotik temsiller olan çok kanatlı giysi değiştirme paravanı. ç.n.
[4] S'artistiser ya da s'artistir, (fr.) Proust'un uydurduğu bir kelime olması muhtemel. ç.n.


[1]Aradan geçen on yılda Lemoine’ın, gerçeğe aykırı bir biçimde, elmas üretmeyi keşfettiğini ve Beers’in başkanı sir Julius Werner’den bir milyondan fazlasını kopartarak, onun şikayeti üzerine 6 Temmuz 1909’da altı yıla mahkum edildiğini belki de unutmuşsunuzdur. Ceza mahkemesinin bu önemsiz fakat vaktiyle kamuoyunu cezbetmiş davası bir akşam tarafımca, tamamen tesadüfen, belli sayıda yazarın tarzını taklit etmeyi deneyeceğim parçaların yegâne teması olarak seçildi. Küçük de olsa pastişler hakkında açıklama yaparak bunların etkisini azaltma rizki ile karşı karşıya kalıyoruz, haklı gururları incitmekten kaçınmak adına pastişi yapılmış yazar sadece kendi aklınca değil, zamanının dili ile de konuşuyor saydığımızı hatırlatmak isterim. Örneğin Saint Simone’daki iyi yürekli adam, iyi yürekli kadın kelimeleri aynı samimi ve koruyucu anlamı bugün hiç de taşımıyor. Hatıralarında Saint-Simon, sonsuz bir saygı beslediği, Chaulnes dükü için rahatça iyi yürekli adam Chaulnes der ve pek çok kişi için aynı tâbiri kullanır. (M.P)

Marcel Proust "Lemoine Davası" Edmond de Goncourt ile devam ediyor


Jules ve Edmond Goncourt kardeşler
çizim: Félix Vallotton


"Rüyamda, beş yıl önce Cruet'e çektirdiğim, bana epey acı veren dişimin yeniden çıktığını görmüş olarak saat dörtte siestamdam uyandım, kötü bir haber gelecek hissi içimi kapladı."

13 Nisan 2017 Perşembe

Balzac'ın romanında "Lemoine Davası"*

Pastiches et Mélanges
-Pastişler ve Seçme Yazılar-
Marcel PROUST
Gallimard, 1919


LEMOINE DAVASI[1]



[Bu yazının pdf ve epub versiyonunu Archive.org'tan indirebilirsiniz.]


BİR BALZAC ROMANINDA


1907’nin son aylarından birinde, Paris aristokrasisi kaymak tabakasının (mösyö Talleyrand’ın deyimiyle, doğa biliminden Roger Bacon’un piskoposu ve hükümdarı olduğu, Avrupa’nın o en parlak kalburüstü takımının) bir süredir hücum ettiği Espard Markizi “hengâme”lerinden birinde, Marsay Rastignac, Vandenesse kontu Felix, Rhétoré ve Grandliue dükleri, kont Adam Laginski, mösyö Octave de Camp ve Lord Dudley, markizin kıskançlığını uyandırmadan, Cadignan prensesinin etrafında daire olmuşlardı. Rakiplerinin en göz alıcı süsler olacağını bile bile evini seçkinler için bir uğrak mekânı haline getirme gereksiniminden, takıp takıştırmaya duyduğu merakı, kibrini, hatta aşkını feda etmek zorunda kalması, acaba aslında ev sahibesinin – dünyevi başarının bu Mont-Carmel rahibesinin — faziletlerinden biri olamaz mı? Tam da bir azizeye yaraşan bir davranış değil mi bu? Yoksa kendisi, elde etmesi hayli pahalıya patlayan şu sosyal cennetteki payını hak etmiyor mu? Markiz, – Navarreinlerin, Lenancourtların, Chaulieuların müttefiki Blamont-Chauvry’den soylu bir genç hanım – her yeni gelene, Claude Bernard’ı saymazsak çağımızın en büyük bilgini, aynı zamanda Lavater’in öğrencisi olmuş Desplein’in, incelemesi için kendisine uzatılmış eller içinde en derinlikle ölçülüp biçilmişi olduğunu bildirdiği narin elini uzatıyordu. Derken kapı büyük romancı Daniel d’Arthez’in önünde açıldı. Sadece aynı anda hem Lavoisier’in hem de - organik kimyanın kurucusu - Bichat’nın dehasına sahip manevi dünyası geniş bir fizikçi büyük adamların adımlarındaki o özel tınıyı oluşturan elementleri ayrıştırmakta başarılı olabilir. Arthez’in adımlarındaki tınıyı duyduğunuzda titremeden yapamazdınız. Sadece soylu bir deha ya da büyük bir kanun kaçağı bu şekilde yürüyebilirdi. Oysa deha, geçmişin âdetlerine karşı işlenen, zamanımızın, suçun kendisine göre çok daha katı bir biçimde cezalandırdığı bir çeşit suç değil midir, bu sebeptendir ki bilginler artık zindanlardan daha beter hastanelerde can veriyor.
Athénais, en yakın arkadaşının elinden çalmak için fırsat kolladığı aşığın burada evinde boy göstemesine sevinmemişti. Ama renk vermeden, yüksek sosyeteden hanımların kalbinize bir hançer sapladıkları anda bile muhafaza ettikleri o akıl almaz soğukkanlılıkla prensesin elini sıktı. Ve ona,
— Mösyö d’Arthez geldiği için sizin adınıza sevindim, sevgili dostum, dedi. Kendisi epey şaşıracak, zira sizin burada olacağınız aklına gelmezdi.
— Mösyö Rubempré’yi burada bulacağını ummuştur şüphe yok ki, onun yeteneğine hayrandır, diye yanıtladı Diane; alayların en iğneleyicisini gizleyen sevimli bir dudak büzmeyle, zira madam Espard’ın kendisini terk ettiği için Lucien’i affetmediği herkes tarafından biliniyordu.
— Yaa öyle mi, meleğim, diye yanıtladı markiz şaşkın bir rahatlıkla, buradaki insanlara engel olamayız, Lucien, küçük Esgrignon ile aynı kaderi paylaşmak zorunda, diye ekledi; prenses için her kelimesi bıktırıcı birer iğneleme olan sözlerindeki kötücüllüğe orada bulananları da karıştırarak. (Antikalar Odası’na bakınız)
 — Mösyö Rupempré hakkında mı konuşuyorsunuz, diye araya girdi, mösyö Nueil’in ölümünden beri insan içine çıkmamış, taşrada uzun süredir yaşayan insanlara özgü bir alışkanlıkla, yeni öğrendiği bir havadisle Parislileri şaşırttığında bayram edecek vikontes Beauséant. "Onun Clotilde de Grandlieu ile nişanlandığını biliyor muydunuz?"
Herkes vikontese susmasını işaret etti, madam Sérizy’nin hâlâ habersiz olduğu bu evlilik onu ümitsizliğe sürükleyebilirdi.
— Duyalı çok oldu, ama yanlış bir evlilik olabilir, diye yeniden söze başladı vikontes; tam olarak ne sakarlık yapmış olabileceğini anlamadan, bu kadar ispatlayıcı davrandığına pişman olmuştu.
— Söyledikleriniz beni şaşırtmadı, diye ekledi, zira Clotilde’in çekicilikten nasibini bu denli az almış birisine tutulmasını hayretle karşılamıyorum.
— Tam aksi, kimse sizinle aynı fikirde değil Claire, diye sesini yükseltti prenses; kendilerini dinleyen kontes Sérizy’i göstererek.
Madam Sérizy ile Lucien’in ilişkisi hakkında tamamiyle bilgisiz olduğundan vikontes bu sözlerden hemen hiçbir şey anlamamıştı.
— Çekici değil, diyerek sözlerini yumuşatmayı denedi, çekici değil... en azından genç bir kız için.
— Bir düşünün, diye bağırdı d’Arthez, Faubourg Saint-Germain hizmetçilerine özgü bir hareketsizlikle önünde bekleyen, “ateş” lakaplı Beaudenord’un meşhur uşağı Paddy’e (Prenses Cadignan’ın Sırları’na bakınız) paltosunu vermeden önce. "Evet, bir düşünün," diye tekrar etti uzun boylu adam, büyük düşünürlerin, yüksek tabakanın üstü kapalı ikliyüzlülüğü ile yüz yüze kaldıklarında gülünç bulunan o coşkusu ile.
— Ne oluyor? Ne düşünmemiz lâzım, diye sordu Marsay hafif alayla, Felix de Vandenesse’e ve Galathion prensine o çifte anlamlı bakışı atarak; MADAM ile çok uzun zamandır yakın dostluğu olanlara özgü, hakiki bir ayrıcalıktı bu.
— Kalın olursa! dedi içi içine sığmayan baron de Nucingen, şaşalı sözlerin yardımıyla kendilerine has bir tarzı oldukları ve Maxim de Traillesların, Marsayların ağzıyla konuştukları havası verdiklerine inanan sonradan görmelerin o korkunç bayağılığı ile, ensen kalın olursa, Meclis’te fakir fukaranın gerçek koruyucusu olursun![2]
(Ayrıca ünlü yatırımcının, d’Arthez’e kin beslemek için özel sebepleri vardı; Arthez, Esther’in eski aşığı, karısını - Goriot’nun küçük kızı - Diane Maufrigneuse’ün evine kabul ettirmek için boş yere çabalarken ona yeterince destek olmamıştı.)
 — E-hem, ö-höm, monsenyörleri düşünmem gereken tam olarak nedir söylerlerse bundan büyük mutluluk duyarım.
— Hiç, diye yanıtladı d’Arthez bekletmeden, sözüm markize.
Bu öyle haince iğneleyici bir tonda söylenmişti ki, en densiz elçilik sekreterlerimizden Paul Morand’ın şöyle mırıldanmasına neden oldu: "Bizden çok daha güçlü!" Alaya alındığını hisseden baronun sırtına bir soğukluk yürüdü. Madam Firmiani, Polonya endüstrisinin şaheserlerinden pantufleleri içinde terliyordu. D’Arthez az önce sahnelenen ve ancak Paris hayatının pek derinlikle sunabileceği (bu da taşranın Fransa’ya neden oldukça az devlet adamı kazandırdığını açıklıyor) komediyi fark etmemiş gibi göründü, güzel Nègrepelisse’te duraklamadan, en büyük engelleri alt edebilecek (güzel ruhlar için kalbin engelleri ile boy ölçüşebilecek engel var mıdır?) o korkunç soğukkanlılıkla doğrudan Madam Sérizy’e yöneldi:
— Madam, kısa bir süre önce elmas üretiminin sırrı keşfedildi.
— İşte buna definenin  üstüne oturmak denir, diye bağırdı bu haberle gözleri kamaşan baron.
— Fakat ben önceden de üretiliyor sanıyordum, diye yanıtladı Léontine naifçe.
Sağbeğeni sahibi bir hanım olarak madam de Cadignan, oradaki burjuvalar kimya hakkındaki bilgilerini bönce etrafa saçtıkları bir laf tantanasına giriştiklerinde, tek kelime etmekten sakındı. Ancak Madam de Sérizy, Diane’nın gözlerinde, kontesi tamamiyle içine alan soylu bir bakış varken, büyük bir cehaleti açığa çıkartan cümlesini henüz bitirmemişti. Bu bakışı resmetmeyi sadece Rafael başarabilirdi. Ve bunu başarabilseydi, tuvalleri içinde en göze çarpanı olan ve alimler katında onu André del Sarto’dan daha üstün bir seviyeye koyan, meşhur Fornarina’sınının, karşısına koyabilecek bir eser meydana getirmiş olurdu.

Takip edecek ve az önce anlattığımız sahnenin giriş bölümü mahiyetinde faydalı olabilecek dramı anlayabilmek için bir kaç açıklayıcı cümle gerekiyor. 1905 senesinin sonunda Fransa ve Almanya arasındaki ilişkilere korkunç bir gerilim hakim olmuştu. Gerek II. Guillaume Fransa’ya gerçekten savaş ilan etmeyi tasarladığından, gerekse İngiltere ile olan ittifakımızı bozmak için böyle bir kanı uyandırmaktan başka gayesi olmadığından Almanya büyükelçisi geri çağrılma mektuplarını Fransız hükümetine takdim etme emrini aldı. Dolayısıyla seferberliğin kapıda olduğu haberini alan finans kralları borsada fiyatlar düşecek umudu ile hava oyunu oynamaya başladı. Borsada hatırı sayılır meblağlar kaybedildi. Bütün bir gün boyunca, Parislilerin ancak öğleden sonra saat dörtte duyduğu, şansölye Delcassé’nin görevden alındığı haberini, bakan arkadaşı Marsay’dan gizlice öğrenen banker Nucingen’e çok düşük fiyata aldığı ve o zaman bu zamandır elinde tuttuğu hazine bonoları satıldı.
Baldızını baştan çıkarmak istediği Tillet (Bir Havva Kızı’na bakınız), Florine’n aşığı olmasına rağmen, ona Borsa hakkında yalan haber yaptırıncaya kadar savaşın ihtimaline dahi inanmayan Raoul Nathan, artık gazetesinde ne pahasına olursa olsun barışı savunuyordu.
Döneminin Napolyon’dan sonra en güçlü adamı Mareşal Montcornet’nin, tarihçiler tarafından uzun bir süre bilinmeyen müdahelesi olmasa Fransa’nın yıkıcı bir savaşa girmesine ramak kalmıştı. Böylece Napolyon, saltanatının en büyük fikri, İngiltere’ye çıkartma yapma planını bir türlü hayata geçiremedi. Napolyon, Montcornet bu iki isim arasında gizemli bir çeşit benzerlik yok mu? Gizli bir bağ ile birbirlerine bağlı olmadıklarını söylemekte temkinli davranırdım. Tüm büyük meseleleri anlamayı denemeden bunlara kuşkuyla yaklaştıktan sonra zamanımızın varacağı yer belki de Leibniz’in önceden-kurulu uyumudur. Dahası, İngiltere’de devasa elmas işinin başındaki adamın adı Werner’di, Julius Werner, Werner! Size de bu isim tuhaf bir biçimde Ortaçağ’ı akla getiriyormuş gibi gelmiyor mu? Bu ismi duyar duymaz, Marguerite ile ya da onsuz, kimyasallar erittiği kaplarına eğilen Faust gözlerinizin önüne gelmiyor mu? Felsefe taşı fikrine delâlet etmiyor mu bu? Werner! Julius! Werner! İki harf değiştirin ve karşınızda Werther’i bulun! Werther Goethe’nindir.
Lemoine’dan faydalanan bu Julius Werner, yaver giden bir talihin kılavuzluk ettiği, adları Geoffroy Saint-Hilaire, Cuvier, Korkunç İvan, Büyük Pierre, Şarlman, Berthollet, Sphalanzani, Volta olan olağanüstü dediğimiz o adamlardandı. Şartları değiştiriverin onların da sonu Mareşal d’Ancre, Balthazar Cleas, Pugatchef, Le Tasse, Motte kontesi ya da Vautrin gibi olur. Fransa’da hükümetin mucitlere verdiği buluş belgesinin kendi başına bir değeri yoktur. Bizde büyük her türlü endüstriyel girişimi kötürümleştiren sebebi de bunda aramak gerekir. Devrimden önce, Sechardlar, o basım devleri, Angoulème’de hâlâ ahşap matbaa makineleri kullanıyordu ve Cointet kardeşler ikinci matbaa beratını almakta kararsızdı. (Kayıp Hayaller’e bakınız.) Şüphe yok ki Lemoine’nin kendisini tutuklamaya gelen jandarmalara verdiği yanıtı çok az kişi anlayabilmiştir. "Ne ? Avrupa beni terk mi ediyor?" diye bağırdı sahte mucit derin bir dehşet içinde. Akşam olduğunda yayılan bu söz bakan Rastignac’ın seçkinler çevresinde pek göze çarpmadı.
— Bu adam acaba çıldırmış mı? dedi şaşkın Granville kontu.
Dava vekili Bordin’in eski yardımcısı gayet tabii ki bu davada savcılık adına söz almak zorundaydı, zira ortanca kızının banker du Tillet ile evlenmesiyle, Vandanesselerle ortkalığının kendisine kaybettirdiği yeni hükümet çevresindeki saygınlığını bir süredir tekrar kazanmaya başlamıştı, v.s. v.s.





1] Aradan geçen on yılda Lemoine’ın, gerçeğe aykırı bir biçimde, elmas üretmeyi keşfettiğini ve Beers’in başkanı sir Julius Werner’den bir milyondan fazlasını kopartarak, onun şikayeti üzerine 6 Temmuz 1909’da altı yıla mahkum edildiğini belki de unutmuşsunuzdur. Ceza mahkemesinin bu önemsiz fakat vaktiyle kamuoyunu cezbetmiş davası bir akşam tarafımca, tamamen tesadüfen, belli sayıda yazarın tarzını taklit etmeyi deneyeceğim parçaların yegâne teması olarak seçildi. Küçük de olsa pastişler hakkında açıklama yaparak bunların etkisini azaltma rizki ile karşı karşıya kalıyoruz, haklı gururları incitmekten kaçınmak adına pastişi yapılmış yazarın  sadece kendi aklınca değil, zamanının dili ile de konuşuyor saydığımızı hatırlatmak isterim. Örneğin Saint Simone’daki iyi yürekli adam, iyi yürekli kadın kelimeleri aynı samimi ve koruyucu anlamı bugün hiç de taşımıyor. Hatıralarında Saint-Simon, sonsuz bir saygı beslediği, Chaulnes dükü için rahatça iyi yürekli adam Chaulnes der ve pek çok kişi için aynı tâbiri kullanır. (M.P)

[2]Maxim de Trailles, Henri de Marsay, Balzac'ın İnsanlık Komedyasında çokça boy gösteren kahramanlar; Proust burada kibarlaşma çabasındaki baronun repliklerini Balzac'ın kahramanlarında yer yer kullandığı aksanlı bir konuşma stiliyle vermiş. (ç.n.)


* Balzac pastişiyle, Lemoine Davası'ndaki hazır çevirilerim sona erdi; sıradaki yazarlar, Edmond de Goncourt, Michelet, Emile Faguet, Ernest Renan ve Saint-Simon; fırsat buldukça kalan kısımları çevirip yayınlayacağm. (k.e.)