LOUIS−FRÉDÉRIC ROUQUETTE
Le Grand Silence Blanc
J. FERENCZI, Paris, 1921
BÜYÜK BEYAZ SESSİZLİK
I
Tanışma Amaçlı Bir
Ziyaret
Adam
içeri girdi.
Rahatça
koltuğa yerleşti, fötrünü çıkarıp, yanına halının üstüne bıraktı, bacak bacak
üstüne attı ve şöyle dedi:
−
Beyfendi.
Aslında
İngilizler gibi Bey Efendi dedi, sonra ekledi:
Ben
Fransızım.
Ona
bir kaç hoşgeldin kelimesi söyleyecektim ki, aniden elini kaldırıp sözümü
kesti:
−
Teşekkür etmesi gereken benim, siz çok meşgul bir insansınız, sizi rahatsız
ettim. Öyle, gerçekten öyle. Çok az vaktinizi alacağım.
Edebiyat,
gerek Fransa’da gerek İngiltere yahut başka bir ülkede hardal, ayakkabı boyası
yahut Kaptan Cook marka ringa balıkları gibi müşteri bulur. Afişler asılır,
davullar gümbürdetilir ve elde megafon avaz avaz bağırılır. “Duyduk duymadık
demeyin! Mösyö Chose’un romanını okuyun. Mösyö Chose meşhur biridir. Son
eserinin baskısı yüzbine ulaştı.”
Halka
gelince, onlar da şöyle diyecektir: “Mösyö Chose’un romanı, romanların en
iyisi, evde kalmış kızlar, köy papazları, Y.M.C.A[1]
üyeleri okumakta iyi eder.” Ya da şöyle: “Bu romanı, evde kalmış kızlar, köy
papazları, Y.M.C.A. üyeleri okumamakta iyi eder.”
“Her
iki halde de kitabı satın alırlar, kimileri “temiz,
ahlaklı, ad usum pucellarum” bir edebiyatla, kimileri de iç gıdıklayan,
açık saçık sahnelerle karşılaşmayı umar.
“Beni,
affedin Bey efendi, buralara ilk gelenler, tüm reklam panolarını, görünürdeki
her yeri tutmuşlar; gençlere layık görülen yerse duvar dipleri, otobüsler
üzerlerine çamur sıçratıyor, köpekler paçalarından çekiyor, polisin talimatlarına
rağmen boş boş gezmekten başka bir şey yapmıyorlar.”
Karşı
çıktım:
“Gözümle
gördüm diyemem...”
Heyecanı
yüzünden hâlâ silinmemişti, sözümü kesti:
“Hiç de
öyle değil, Bey efendi, gayet görüyorsunuz, ben de siz gördüğünüz için geldim, panonuzda
dili sünmüş insanlara da yer vermeyi biliyorsunuz.
Hoşuma
gittiniz. Henüz on dakika oldu, sizi tanımıyordum, ama nasıl hayal ettiysem
öylesiniz. Afedersiniz, bey efendi, fransızcam ancak bu kadar... Demek
istediğim şu, isminizi gördüğümde kafamda canlanan tiple aynısınız. Size de
böyle olduğu olmuyor mu, yani... nasıl denir... isimlerin üzerine fizyonomi
oturttuğunuz?
Cevabımı
beklemeden devam etti.
−
Kitaplarınız hoşuma gidiyor. Sanatçı havaları takınmıyorsunuz, şehirlilikten
utanmayan bir şehirlisiniz, all right! Ama
onu olduğu gibi betimliyorsunuz. Başkalarının hep yaptığı gibi abartılı yollara
başvurup yüksek tirajlar elde edebilirdiniz, ama yapmadınız. Akademiler sizi
güldürüyor, fazileti tekelinize almıyorsunuz, hovardaları oynamıyorsunuz, ne
güzel. Edebiyat acemilerine karşı yardımseversiniz ki bu çok daha güzel.
Biliyorum... Biliyorum... Kolonel havalarınıza bürünmeyin, soğuk maskenize
rağmen, besicle gözlüklerinizin
arkasında ışıldayan gözleriniz var. Bunlar acaba kötülükten mi yoksa iyilikten
mi böyle ışıldıyor? İşte bu yüzden buradayım.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder