5 Ağustos 2018 Pazar

LOUIS−FRÉDÉRIC ROUQUETTE | Büyük Beyaz Sessizlik | ilk sayfalar


LOUISFRÉDÉRIC ROUQUETTE
Le Grand Silence Blanc
J. FERENCZI, Paris, 1921

BÜYÜK BEYAZ SESSİZLİK

I

Tanışma Amaçlı Bir Ziyaret


Adam içeri girdi.
Rahatça koltuğa yerleşti, fötrünü çıkarıp, yanına halının üstüne bıraktı, bacak bacak üstüne attı ve şöyle dedi:
− Beyfendi.
Aslında İngilizler gibi Bey Efendi dedi, sonra ekledi:
Ben Fransızım.
Ona bir kaç hoşgeldin kelimesi söyleyecektim ki, aniden elini kaldırıp sözümü kesti:
− Teşekkür etmesi gereken benim, siz çok meşgul bir insansınız, sizi rahatsız ettim. Öyle, gerçekten öyle. Çok az vaktinizi alacağım.
Edebiyat, gerek Fransa’da gerek İngiltere yahut başka bir ülkede hardal, ayakkabı boyası yahut Kaptan Cook marka ringa balıkları gibi müşteri bulur. Afişler asılır, davullar gümbürdetilir ve elde megafon avaz avaz bağırılır. “Duyduk duymadık demeyin! Mösyö Chose’un romanını okuyun. Mösyö Chose meşhur biridir. Son eserinin baskısı yüzbine ulaştı.”
Halka gelince, onlar da şöyle diyecektir: “Mösyö Chose’un romanı, romanların en iyisi, evde kalmış kızlar, köy papazları, Y.M.C.A[1] üyeleri okumakta iyi eder.” Ya da şöyle: “Bu romanı, evde kalmış kızlar, köy papazları, Y.M.C.A. üyeleri okumamakta iyi eder.”
“Her iki halde de kitabı satın alırlar, kimileri “temiz, ahlaklı, ad usum pucellarum” bir edebiyatla, kimileri de iç gıdıklayan, açık saçık sahnelerle karşılaşmayı umar.
“Beni, affedin Bey efendi, buralara ilk gelenler, tüm reklam panolarını, görünürdeki her yeri tutmuşlar; gençlere layık görülen yerse duvar dipleri, otobüsler üzerlerine çamur sıçratıyor, köpekler paçalarından çekiyor, polisin talimatlarına rağmen boş boş gezmekten başka bir şey yapmıyorlar.”
Karşı çıktım:
“Gözümle gördüm diyemem...”
Heyecanı yüzünden hâlâ silinmemişti, sözümü kesti:
“Hiç de öyle değil, Bey efendi, gayet görüyorsunuz, ben de siz gördüğünüz için geldim, panonuzda dili sünmüş insanlara da yer vermeyi biliyorsunuz.
Hoşuma gittiniz. Henüz on dakika oldu, sizi tanımıyordum, ama nasıl hayal ettiysem öylesiniz. Afedersiniz, bey efendi, fransızcam ancak bu kadar... Demek istediğim şu, isminizi gördüğümde kafamda canlanan tiple aynısınız. Size de böyle olduğu olmuyor mu, yani... nasıl denir... isimlerin üzerine fizyonomi oturttuğunuz?
Cevabımı beklemeden devam etti.
− Kitaplarınız hoşuma gidiyor. Sanatçı havaları takınmıyorsunuz, şehirlilikten utanmayan bir şehirlisiniz, all right! Ama onu olduğu gibi betimliyorsunuz. Başkalarının hep yaptığı gibi abartılı yollara başvurup yüksek tirajlar elde edebilirdiniz, ama yapmadınız. Akademiler sizi güldürüyor, fazileti tekelinize almıyorsunuz, hovardaları oynamıyorsunuz, ne güzel. Edebiyat acemilerine karşı yardımseversiniz ki bu çok daha güzel. Biliyorum... Biliyorum... Kolonel havalarınıza bürünmeyin, soğuk maskenize rağmen, besicle gözlüklerinizin arkasında ışıldayan gözleriniz var. Bunlar acaba kötülükten mi yoksa iyilikten mi böyle ışıldıyor? İşte bu yüzden buradayım.



[1] İng. “Young Men’s Christian Association” (Genç Hrsitiyan Erkekler Birliği). (ç.n.)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder