1 Temmuz 2019 Pazartesi

David Goodis | Mavi Sevgili | [VIII]

....

Sürme pencere alttan açıktı, ancak Clayton odadan gelen bir ses duymuyordu. Son derece gösterişli bir odaydı. Bir Kirman kilimi tüm zemini kaplıyordu, duvarlar serigrafi resimlerle bezeliydi. Odanın uzak köşesinde, dünyaya doğrultulmuş bir silah gibi, Hagen’in çelik kasası duruyordu, anahtar kolu ve gümüş şifre kadranı ile parlak siyah demirden bir blok. Clayton, kasanın midesini doldurmak için aldatılan, soyulan, kimi zaman da öldürülen sayısız adamı düşündü. Bakışları bir an öfkeden donuklaştı, pencereden içeri atlayıp silahı kullanmayı istedi.
Ancak öfkesini frenledi ve böyle yapınca, Hagen’in sesini duydu: “Neyin var, içkine hiç dokunmamışsın.”
“Bir şeyim yok, sadece canım istemiyor.”
“Hayret,” diye üzerine bastı Hagen. Kadehinden derin bir yudum aldı.
Sonra aralarında yine sessizlik başgösterdi, Clayton, Hagen’in nasıl gülümsediğini, Alma’nınsa nasıl onunla yüz yüze gelmemeye çabaladığını gördü. Biraz sonra Dodsley odaya girdi. İngiliz, masaya, Hagen’in önüne yeni bir kadeh viski bıraktı, bu sırada göz göze geldiler. Clayton bunu görmüştü, bakışlarını Alma’ya çevirdi. Genç kadın hafif gerilmişti. Dodsley odadan çıkarken, Hagen ona gülümsemeye devam etti. Alma derince bir nefes aldı, zira ciğerleri havasızlıktan yorulmuştu.
Hagen ayağa kalktı, tikağacından masa ve kasa arasında gidip gelmeye başladı. Yavaş yürüyordu, başı uzun uzun düşünmekten öne düşmüştü, söylev arifesi ezber yapan biri gibiydi. Sonunda masanın önünde durdu, kollarını kavuşturdu, bakışlarını Alma’ya dikti; artık gülümsemiyordu.
Genç kadının dokunmadığı kadehi gösterdi. “İç şunu,” dedi kısaca. “Biraz içince bana daha yakın oluyorsun.”
Alma ona bakmadı. Bakışları sürekli boşluğa sabitlenmişti. “Canımın istemediğini sana söyledim.”
“Viskiyi geri çevirmek, çok ayıp,” diye homurdandı Hagen. “Otuz yıllık Skotch. Ayrıca dolu bir kadehi tatmamak uğursuzluk getirir.” Dudakları çatıldı. “Bir yudum al. Sadece bir yudum.”
“Hayır.” Alma, Hagen’e baktı. “Dil dökmeyi bırak.”
“Dil dökmüyorum, tatlım, söylüyorum.” Hagen kadehi aldı ve Alma’nın dudaklarına götürdü. Alma kafasını geri çekti, kadehi geri ittiğinde, içindeki biraz masaya döküldü.
Pencerenin ardında Clayton izlemeye devam ediyordu. Elleri pencere kasasını alttan, içe bakan taraftan sıkıca kavramıştı.
Hagen’in suratına öfkeden kan yürümüştü. Alma, yerinden kalktı, şöyle dedi: “Çok geç oldu, uyumaya ihtiyacım var. Daireme dönüyorum.”
Alma, yanından geçecekti ki Hagen onu bileğinden yakaladı, bırakmadı. “Sana gitmeni söylemedim. Ben ne zaman dersem o zaman gidersin.”
“Bırak da gideyim, Rudy.” Alma kurtulmaya çalıştı.
Hagen sırıttı ve bileği daha güçlü sıktı.
“Bırak da gideyim.” Bu sefer daha sessiz söylemişti. “Bırak da gideyim lanet olası.”
“İşte böyle daha iyi,” dedi Hagen, bileği serbest bırakırken. “En azından öfkeliyken seninle konuşabiliyorum.”

….


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder