Proust bu kısa metni, çevirisini yaptığı Ruskin’in Susam ve Zambaklar’ı
için önsöz olarak kaleme almıştı. Metin her ne kadar önsöz amacıyla yazılmış
olsa da tanıtımını yaptığı kitabın içinde ayrı bir kitap gibidir. Proust kendi
yorumunu uzun tutmakla kalmamış, Ruskin’e çok az yer verdiği gibi (metin yarı
olduğunda Ruskin’in bahsinin geçmesine ancak sıra gelir), onun fikirlerine
karşı çıkmaktan geri durmamıştır.
“Bu önsözde” diyor, “yapmaya çalıştığım tek
şey Ruskin’in Kralların Hazinelerinde söz ettiği ‘okumanın faydaları’ konusu
üzerine bir kez daha düşünmekti.”
Ve ‘okuma’ üzerine düşünmeye en uzak
zamanlardan, çocukluk okumalarından başlar.
Kayıp Zamanın İzinde’nin yazarından kısa fakat derin solukla
okunacak bir metin.
| Google Play link |
"Konutlarını
hayran oldukları şaheserlerin
reprodüksüyonları ile süslemeyi ve
kıymetli bir resmi, yontulmuş tahta bir çerçeve içine emanet ederek onu
özenle muhafaza etme zahmetini akıldan silmeyi zevk sahibi insanlara bırakıyorum. Odalarına kendi zevklerinin görünümünü
vermeyi ve bu zevki doğrulayacak ne varsa odalarını bunlarla doldurmayı
yine zevk sahibi insanlara bırakıyorum. Bana gelirsek, ben ancak her şeyin,
benim hayatımdan tamamen farklı hayatların bir yaratısı ve ifadesi olduğu, her
şeyin benimkine zıt bir zevke ait olduğu, bilinçli düşünceme ait hiçbir şey ile karşılaşmadığım, hayalgücümün kendini ben-olmayan'ın sinesine bastırdığını
hissederek coşkuya kapıldığı bir odada yaşadığımı ve düşündüğümü hissederim; Gar Bulvarında, rıhtımda ya
da Kilise Meydanında – dışarının rüzgârının kaloriferin gayretleri ile kapışmakta başarılı olduğu,
duvarlardaki tek süsün hâlâ ilçenin
coğrafik haritası olduğu, her sesin sessizliğin yerini değiştirerek onu belli etmekten başka bir işe yaramadığı o uzun
soğuk koridorlu taşra otellerinden birine adım atmadığım sürece kendimi
mutlu hissetmem; bu otellerde odalar açık havanın temizlemeye geldiği ama tamamen silip de süpürmediği bir kapatılmışlık
kokusu muhafaza eder, burun delikleri onu hayalgücüne kazandırmak için bu kokuyu yüzlerce kez solur ve koku ile kendinden
geçen hayalgücü, düşünce ve hatıralardan içerdiği her şey ile birlikte
onu kendi içinde yeniden yaratmayı denemek için ona bir model gibi poz
verdirir; bu otellerde akşamları odanızın kapısını açtığınızda orada içeride
dağınık bir vaziyette kalmış tüm hayatı rahatsız ettiğiniz hissine kapılırsınız, kapı kapandığında ve daha
öne, masaya ya da pencereye kadar ilerlediğinizde ise çekinmeden onun elini
tuttuğunuzu, bir çeşit rahat bir sıkışıklık içinde onunla birlikte, ilçe
merkezindeki halıcının Paris zevki sanarak döşediği kanepeye oturduğunuzu hissedersiniz; samimi bir kendi kendinize heyecan,
şaşkınlık yaşatma niyetiyle, öteberiyi sağa sola koyarak, iliklerine kadar başkalarının ruhları ile dolmuş ve ocak
ızgaralarının şeklinden perdelerin desenlerine kadar bu ruhların
hayalinin izini korumuş bu odada efendilik taslayıp meçhul halınızın üzerinde
çıplak ayak yürüyerek, her yerde bu hayatın çıplaklığına dokunduğunuzu hissedersiniz; yani, hepten titreyerek, kapıyı
sürgülemeye gittiğinizde, bu gizemli hayatı da kendinizle birlikte içeri
hapsettiğiniz, onu önünüze katıp yatağa
doğru ittiğiniz, kilisenin çanları can çekişenlerin ve aşıkların
uykusuzluk saatlerini tüm şehre duyurduğu sırada, yüzünüzü bile aşan koca beyaz çarşaflar içinde onunla birlikte
yattığınız duygusuna kapılırsınız"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder